14 Ağustos 2020 Cuma

Sanal Medya İnsanları Öfke Girdabına Çekiyor

Sosyal Kredi Sistemi-Çin

Sanal Medya İnsanları Öfke Girdabına Çekiyor yazımızda sanal medya ya da sosyal medyada yapılan bilinçli paylaşımların, insanları olumsuz yönde etkilemesini yazdık.

Sosyal Medyanın İnsan İlişkilerini Bozması-Bağımlılık

Sanal Medya İle İnsanlar Nasıl Öfke Girdabına Çekiliyor? İki Deney

Öfkenin bulaşıcılığının, vebadan daha hızlı ve tesirli olduğunu biliyor muydunuz?

İster sosyal, ister davranış deneyi olsun çoğu insan, kendisi ve duyguları üzerinde deney yapılmasından hoşlanmaz. Ruhun çimdiklenmesi bedeninkinden daha rahatsız edicidir. Ne var ki duygular üzerinde çalışanlar, yaptıkları deneyleri, gönül kırıcı davranış olarak nitelendirmez, aksine büyük başarı için küçük bir vasıta olarak görürler. Bir kişi ve grup üzerinden elde edilen sonuçlar kaydedilir sonrasında iyi ve kötü niyetli kullanıcıların istifadesine sunulur.

Bu deneylerden ikisi insanların sosyal medyada paylaşılan, söz ve resimlerle öfke girdabına nasıl çekilebildiklerini gösterir. Bunlardan ilki “bulaşma takıntısı” ikincisi “bulaşıcı korku hastalığı“dır.

Türkiye'de En Çok Girilen Siteler İlk 50

Bulaşma Takıntısı ve Sanal Medya İlişkisi

Mukaddesat, hedef tahtasına konulduğunda…

Paul Rozin ve araştırma ekibi, deneylerine katılmak isteyenler için ilana çıkarlar. Ve bu kişilerden, çok sevdikleri yakınlarından birisinin fotoğrafını da yanlarında getirmelerini isterler. Gelen katılımcıların getirdikleri fotoğraflar, hedef tahtasının ortasına yerleştirilir. Katılımcılardan sevdikleri kişilerin olduğu tahtaya ok atmaları istenir. Oklar resme geldiğinde resimdeki kişinin canı yanmayacağı açık. Fakat sevdiklerinin fotoğrafı bulunan tahtaya atış yapan katılımcıların, atışları bu durumdan etkilenmiştir. Çünkü bu birinci grup, boş bir nişan tahtasına hedef alan ikinci gruba göre çok daha kötü isabet sonuçları elde etmiştir.

Bu deneye baktığımızda insanların sevdikleri, inandıkları, kendileri ile bağ kurdukları kişilere derinden bir bağlılık duydukları ve bu bağlılığın davranışlarına tesir ettiğini ortaya koymaktadır. Bu deney sosyal medyada da karşımıza çıkar. Kişinin sevdiği birinin hatırasına hürmet etmesi onu davranış göstermeye sevk edecektir. Yuvasından çıkarmak, paylaşım ve yorum yaptırmak istediğimiz insanların sevdiği kişileri onlar için, onlara karşı kullanabiliriz.

Sevdiği birinin, mukaddes saydıklarının, kişinin davranışına etki etmesi, istenilen bir durumdur. Buradaki istenilmeyen durum ise mukaddesatın hedef tahtasına bilinçli olarak konulmasıdır. Kişinin sevdiği birinin ya da mukaddes bildiklerinin sosyal medyada yer alması, kötü niyetli kişiler tarafından davranışlarının yönlendirilmek istendiğine işaret eder. Böyle bir durumla karşılaşanların oradan uzaklaşması ve herhangi bir davranış göstermemesi gerekir.

Kendi Korkularını Başkalarına Satma İşi

İkinci deneyde korku davranışları etkilemektedir. Bu deney aslında kurgulanmış bir deneyin ürünü değildir. 1998 yılında yaşanan bir hadisenin sonucunda, haberi okuyan bilim adamları bunu veri olarak kullanabileceklerini düşünürler.

Tennessee‘deki lisede bir öğretmen, önce sınıfında keskin bir kokudan şikayet eder. Sonrasında da mide bulantısı, nefes darlığı, baş dönmesi ve baş ağrısı gibi sebeplerden şikayet ederek hastalanır. Hemen arkasından da sınıfındaki bazı öğrenciler benzer şikayetlerle doktora başvururlar. Çok sürmeden bütün okulda, onlarca öğrenci hastanelere koşar. Okul binası, itfaiyeciler, ambulanslar ve polis kordonu altına alınır. Şikayetçi olan hastalar acil servis odasına alınır. Toplamda 80 öğrenci ve 19 personel tedavi edilir. Araştırma yapılmasına rağmen salgını başlatan gizemli toksik gaz bulunamaz. Kan testlerine de bakıldığında zararlı bileşik bulunamaz. Sonunda anlaşılır ki, gerçek bir zehirlenme durumu yaşanmamıştır. Bütün bunların hepsi zehirlenme korkusundan yaşanmıştır. Bütün şikayetlerin asıl kaynağı ilk kişinin yaydığı korkudur.

Bu hadisede enfeksiyon korkusu, hastalığın kendisi kadar tesirini göstermiştir. Virüs korkusu endişesi “kitlesel psikojenik hastalık”, öğrencileri ve personeli, etraflarındakilerin davranışlarına dayanarak, korkmalarına ve bunu da hastalık olarak bünyelerinde açığa çıkarmalarına sebep olmuştur.

Bulaşıcı Korku Hastalığı

Sosyal medyada, tweetler, hashtaglar, başkalarının korkularını toplumun geneline hastalık olarak yaşatmak için son derece uygun bir zemin sunar. Buralarda gezen kişiler bunlardan etkilenecektir. Bataklıkta gezen, bataklıktan etkilenir. Temiz bir çevrede kalmak, bundan etkilenmemek için yapılması gerekendir. Çünkü gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın, tehdit edici ya da pozitif bir uyaranla karşılaştığımızda, tepki veririz. Yaratılışımızda olan bir durumdur. Hipokampustaki hafızamız daha sonra o olayla yeniden karşılaştığımızda, ilk karşılaştığımızda hissettiğimizle bir ilişki kurar. Sürekli kirli alanlarda kalanlar, buralardan kurtulamazlar. Temiz alanda kalmayı öğrenenlerin ilk karşılaştıkları şey de temizdir, sonrakiler de bu temiz üzerine inşa edilir.

Kimya-i Saadet’te İnsan Çözümlemesi

Sanal (sosyal) medya üzerinden öfke, sevgi ya da korku patlamasını ortaya çıkaran paylaşımları gördükçe, insanın karamsarlığı artıyor. “Acaba ben de mi kontrolümü kaybediyorum?” diye düşünüyor. Kimya-i Saadet’teki şu bölüm sizi kurtarabilir.

“Kalbin askerleri ve düşmanları sayısızdır. Maksadımızı bir örnek vererek anlatmaya çalışacağız. İnsanoğlunun vücudu muazzam bir şehre benzer. El ve ayaklar, şehrin zanaatkarları; şehvet, maliye müdürü; öfke, emniyet müdürüdür. Şehrin padişahı kalp, veziri akıldır. Şehrin onarımı ve korunması için padişahın halka ihtiyacı olduğu gibi, kalp padişahının da bunlara ihtiyacı vardır. Ancak bunlarla vücut ülkesi memur ve ordusu muzaffer olur.

Ancak şehvet haraç düşkünü, bozguncu, yalancı ve kötü huyludur. Vezir ne emir verirse, onun aksini yapmaya çalışır. Daima memlekette bulunan bütün malları alıp toplamak ister. Emniyet müdürüne benzettiğimiz öfke ise, kızgın ve saygısızdır. Devamlı bozmak, asmak, yıkmak ve yakmak ister.

Padişah devamlı olarak vezirle (akıllı) görüşürse, ona danışırsa, yalancı ve cimri olan maliye müdürüne, vezire karşı koymasın diye değer vermezse, onu küstahlıktan alıkoyması için emniyet müdürünü peşine takarsa ve emniyet müdürü de yapmak istediği haksızlıklardan dolayı döver ve incitirse memlekette asayiş tam olur.

Böylece vatandaş memnun olur ve vücut ülkesinde Allah’a giden saadet yolu kapanmaz. Eğer tersi olursa yani akıl ve ruh mağlup olur ve şehvet ile öfke galip olursa memleket harap olur, vücut yıkıntıya döner, vatandaş şikayetçi olur ve padişah da perişan olur.”

Çözüm: Olabildiğince Uzaklaşmak

Bunları okuduktan sonra gelin şimdi, geriye yaslanıp bugünkü sanal medyayı gözden geçirelim. Sosyal medyada şehvet ve öfke, sinir uçlarına dokunan paylaşımlar, insanı dehlizlerde boğmaya devam eder. Bunlar akıl ve ruhu devre dışı bırakır. Buralarda insanın sürekli tetikte olması gerekiyor. En iyisi sinir uçlarına hiç dokundurmamak. Açıp bir sitede uzun uzun vakit geçirip sonra da bedendeki tahribatını onarmaya çalışmak, akıllı kişinin yapacağı şey olmasa gerek.

Sanal Medya İnsanları Öfke Girdabına Çekiyor-İnsan ve Hayat Dergisinden yardım alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.