İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Anakronizm ve Tarihte Algı Oyunları

Anakronizm ve Tarihte Algı Oyunları. Neredeyse her toplumda özellikle bizim toplumumuzda, insanların uzmanlık alanları ön plana çıkar. Ortalamanın biraz üzerindeki herkes; din, tıp ve tarih alanında kendine göre ihtisas edinmiş ve adeta ders verecek niteliğe yükselmiştir!

Her Şeyi Bilen İnsanlarla Baş Etme

İnsanların Her Konu Hakkında Bilgilerinin Olması!

Misal; herhangi bir ortamda, dizlerinizin veya belinizin rahatsızlığını dile getirdiğinizde hemen oradan birileri dermanınıza derman olmaya çalışacaktır. Size bir sürü ilaçtan, merhemden ve tanıdıklardan misaller vererek tedavi seçenekleri sunarlar. Aralarından faydalı tavsiyelerde çıkacaktır. Ancak meselemiz bu değil. Asıl mesele, insanların hakim olmadıkları konularda rahatlıkla konuşup hüküm vermeleridir. Bizim millette “bilmemek” diye bir şey yoktur. Ne yazık ki bu, sadece sağlıkta değil, tarihi ve dini konularda da geçerlidir. Az çok mürekkep yalayan herkes alimlerin, kadıların, şeyhülislamların dini meselelerde konuşurken kılı kırık yardıklarını bilir. Asırlardan beri titizlikle çalışmalar yapan ve birikimli bir şekilde ilerleyen bu ilmin bütün kazanımlarını boşboğaz birisi, bir çırpıda yer ile yeksan edebiliyor.

Üstelik bunu yaparken gayet rahat, tabii ve vurdumduymaz bir haletiruhiyede hareket edebiliyor. Bir kitaba bakalım demiyor. Peşin hükümlerle, kanaatlerle, bilgi sahibi olmadan kesin yargılara varıyor. Bu işin cemaziyelevveli nedir, diye sorgulamıyor. Hal böyle olunca, geçmişte yapılan hatalar tekrar ediyor. Geçmiş; ders çıkarılacak bir tecrübe sahası olmak yerine, sadece “geçmiş” olarak orada kalıyor. Burada en önemli unsurlardan birisi olarak “tarih ilmi” devreye giriyor. Eğer tarihin ehemmiyeti hakkıyla anlaşılmış olsaydı; ne bu hatalar yapılırdı ne de; “Tarih’i tekerrür diye tarih ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” denilirdi.

Anakronizm Vakıası

Anakronizm; herhangi bir hadisenin, içerisinde bulunduğu devir ile uyumsuzluğunu ifade eder. Bir olayın tarihi ve dönemiyle ilgili yanlışlığı, hatayı içerir. Anakronizmde üç farklı tür karşımıza çıkıyor: Olgu anakronizmi, dil anakronizmi ve yaklaşım anakronizmi. Dil ve yaklaşım anakronizmi, herhangi bir zaman veya mekan için kabul görmeyen tasavvur ve yaklaşımların bu dönemdeki olay ve şahısları açıklamak için kullanılmasıdır. Mesela Sultan Fatih’in telefon görüşmesi yaptığını söylemek böyle bir yanlışlığı ihtiva eder. Bu hata genel olarak “şimdiciliğin” (presentism) neticesidir. Olgu anakronizmi ise bugünden geçmişe bakmanın, bugünün fikir, düşünce ve değer kalıplarıyla geçmişi anlamlandırmaya çalışmanın vehametidir.

Tarihin Cilvesi

Tarih ilminin gereği bu bir anlamda kaçınılmaz olsa da yine de dikkat edilmesi gereken önemli hususlardandır. Aksi halde telafisi mümkün olmayan hatalara düşülebilir. Öğrencilerin zihninde yanlış yerleştirmeler ve bilgilendirmeler oluşabilir. Mesela tarih ders kitaplarındaki anakronizm hatalarına bir bakalım:

Miletli Tales: “M.Ö. 625 yılında Milet şehrinde doğdum.” (Ortaöğretim Tarih 9.sınıf)

Kaşgarlı Mahmut: “11.yüzyılda Karahanlı şehirlerinden biri olan Kaşgar’da doğduğum için Kaşgarlı Mahmut adıyla tanınırım.” (İlköğretim Sosyal Bilgiler 6.sınıf)

Kaşgarlı Mahmut: “Orta Asya’dan göçen Türkler, kopuzu, türkülerini ve destanlarını beraberinde getirmişlerdi. İpek Yolu üzerindeki şehirlerde ve yollarda kervanlarla karşılaştım.” (İlköğretim Sosyal Bilgiler 6.sınıf)

Burada Miletli Tales’in M.Ö. mefhumundan bahsetmesi, çok açık ve bir o kadar da basit anakronizm hatasıdır. Aynı şekilde Kaşgarlı Mahmut’un miladi takvimi kullanması ihtimaller dahilinde değildir. Kaşgarlı Mahmut’un diğer cümlesinde geçen “İpek Yolu” ve “Orta Asya” kavramları ise günümüze ait mefhumlardır. Bu ifadeler, Kaşgarlı Mahmut’un kullanamayacağı ifadeler olduğu gibi o dönemde bunların dengi bir anlatım da söz konusu değildi. Orta Asya’nın da İpek Yolu’nun da tarihi ve coğrafi bir konum olarak değerlendirilmesi, bugüne ait tarih anlayışının ürünüdür.

Başarmak Zor Değil

Burada araştırmacıların, çalışmalarının üzerinde titizlikle durmadıkları ve tarihteki hadiseleri değerlendirirken; “O zamanın insanları olayları nasıl anlayıp yorumluyorlar?” sorusunun üzerinde durmadıkları anlaşılıyor. Doğru kullanımlardan bir örnek:

Koçi Bey: “Bunca zamandır Acem’e (İran), Nemçe’ye (Avusturya) seferler olur. Uzun sürdüğünden katiyen fayda alınamadığı gibi hazine telef olur.” (Ortaöğretim Tarih 10.sınıf)

Burada İran’dan bahsederken “Acem” denmesi ve Avusturya’dan söz ederken “Nemçe” olarak ifade edilmesi tarihi hataya düşünülmediğini, dolayısıyla anakronizm hatasının yapılmadığını gösterir. Ancak bu titizliğin sürekli olması ve bu yanlışlıkların hiç gerçekleşmemesi nihai hedef olmalıdır.

fatih-sultan-mehmet-han-markalasma

Sonuç?

İnsan; etten ve kemikten yaratılan, duyguları, düşünceleri, idealleri, inançları ve aidiyetleri olan varlıktır. Bu sebeple kendisini tamamen arındırarak, objektif değerlendirmeler yapması, üst düzey beklenti olabilir. Ancak buna rağmen özensizlik ve bilgisizlik girdabında sürüklenerek basit tarihi hataya da düşülmemelidir. Bunun yanında, günümüzde insanları çepeçevre sarmalayan algı mekanizmalarını da unutmamak gerekir. Her gün bilinçaltınıza bilgi aktarılır ve siz bunun farkına varmazsınız. Her türlü iletişim aracı bilinçaltınıza bir format atarak hayat görüşlerinizi şekillendirmeye çalışır. Bir müddet sonrada asla kabul etmeyeceğiniz, tasvip etmeyeceğiniz olaylara, “Ne var bunda?” demeye başlarsınız. Ne var bunda demeye başladığınız anda zaten istenilen amaca ulaşılmıştır.

Anakronizm hatasına bilerek düşenler, bundan kendileri için bir menfaat çıkarmaya çalışıyor da olabilirler. Fatih Sultan Mehmed Han‘ın kan, gözyaşı ve ter ile yaptığı fetihleri kendi menfaatlerine yorumlamaya, “tahribat” denilebileceği “kötü karakter”e de yorulabilir. İnsan her şeyi duygularla ve kelimelerle algılar, öğrenir. Kelimeler sadece bilincimizle sınırlı kalmayıp bilinçaltımıza kadar iner. Ve iç dünyamızı şekillendirerek hayatımıza yön verir. Bizlere düşen, aklımızı ve zihnimizi her daim zinde tutmak, tarihi veya dini olsun her hususta doğru kaynağa başvurmaktır.

İnsan ve Hayat Dergisinden yardım alınmıştır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir