Mehmet Ali Anafarta Röportajı

Mehmet Ali Anafarta-Plantürk

Mehmet Ali Anafarta Röportajı

1. Soru: öncelikle bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim Mehmet Ali Anafarta kimdir, kendinizi tanıtır mısınız?

1. Cevap: Memnuniyetle, bende sana özellikle derslerinde ve okulunda yaşamında başarılar diliyorum.  Ben iletişim, medya, sektörün çaba harcamaya gayret eden, araştırdıklarını ve araştırmalarının sonucunda doğru olduğuna inandıklarını, kitlelerle paylaşmaya çalışan bir yazarım.
Yani konuşmacı vesaire gibi adlandırmak çok hoşuma gitmiyor.

Yazarım, aklıma geleni yazarım, bu konuda yani yazmak konusunda sekiz eser ortaya çıkarmış bulunmaktayım, bunların genel içeriğine baktığımız zaman insan ilişkileri, iletişim, sosyal hayat içerdiğini görürüz.

 

İnsanın kendisiyle ilgili bilgi vermesi iletişimdeki en önemli unsurlardan bir tanesi fakat bu benim eksik kaldığım noktalardan bir tanesi en büyük tavsiyem il kendini satmayı bilmendir.
Kendini satmak ibaresi önce kulağa hoş gelmeyebilir ama kendini satamadıktan sonra icad ettiği, mucidi olduğun şeyleri satman mümkün değildir, önce kendini satmalısın.

Bahsettiğim tüm bu çalışmaları tek çatı altında toplayalım istedik ve yaklaşık beş yıldır PlanTürk  Eğitim Organizasyon ve Medya Anonim Şirketi olarak; Beykoz merkezli, İstanbul merkezli, ve tüm Türkiye’de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
özellikle ülkemizdeki güzide bakanlıklar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve özel şirketle çalışmalarımız devam etmektedir.

2. Soru: Mesleğinizi yaparken kullandığınız teknolojiler nelerdir ve bu teknoloji kullanırken ne gibi zorluklarla karşılaştığınız ve bu zorlukların nasıl çözmeye çalıştınız?

2. Cevap: Ben bu 20 yıllık iş hayatımda sinema filmi, televizyon programı, radyo programları da yaptım. Medyada, iletişim sektöründen reklam çalışmalarında da bulundum, hatta çok uzun yıllar kendi adıma yerel ve bölgesel gazetelerde çıkardım. Buna ilave yayıncılık hizmetlerimizde cabası tabii.

Film sektörünü konuşacak olursak medya ayağımda. Burada o muhakkak teknoloji ihtiyacınız var. Fakat gerçek oki. Aslında teknoloji büyük bir aldatmaca gibi duruyor.
Neden dersen çok basit bir örnek vereyim: büyük bütçelerle yapılan kurgulu yapımlarda görürüz hayattan kopuk yapımlardır, örneğin Demir Adam gibi  yani tüm dünyada gişe rekorları kıran bir filmdir ama hayattan kopuktur.
Ne verir sana yani bu milletin bir ferdi olarak bu toplumun bir ferdi olarak Demir Adam filmi izlediğinde ne alırsın düne dair bugüne dair geleceğe dair ne alırsın?

Kocaman bir boşluk buna bir örnek tam karşısına yanlış hatırlamıyorsam, Tunus yapımı olması gereken İran’ın çok kıymetli oyuncuların oynadığı Baba aziz Baba aziz filmini koyalım.
Evet tam karşısına Demir Adamın tam karşısına. Birisi milyon dolarlık bütçelerle yapılmış olan bir filmken diğer çok daha efendim, uygun bütçelerle eldeki imkanların maksimum seviyede kullanılmasıyla ortaya çıkmış olan bir film, ikisini kalite olarak kıyaslamak bana kalırsa mümkün değildir. Neden diye soracak olursan;

Baba aziz baba’Aziz filmini izlediğimde dünyaya bakış açın değişir, verdiğin ve aldığın, kararları kesinleştirmek kolaylaşır, insan ilişkilerine bakış açın değişir, doğum ölün ve sonrasıyla ilgili yepyeni fikirler oluşmaya başlar.

Teknoloji deyince, biz o hatayı maalesef yapıyoruz sevgili dostum ben vermiş olduğu seminerlerde konu teknoloji olunca katılımcılara şöyle soru sorar: Teknolojiyi bu noktaya gelmişken biz kendi kendimize şu soruyu sormalıyız arkadaşlar ‘Ne yapacağız, kendi değerlerimize dönüp kendi özümüze dönüp aman canım teknolojiden bize ne mi diyeceğiz ve binlerce yıldır uyguladığımız sistemi mi uygulayacağız, yoksa hayır efendim ne münasebet eğer bir yer de teknoloji varsa nerede olduğu hiç önemli değildir, gideceğiz, onu alacağız, getireceğiz ve kullanacağız.’ mı dememiz lazım?
Hangisini yapmamız lazım?
Cevap: İkisi de değildir.

Kopyala yapıştır bir teknoloji hayatımıza yerleşmiş durumdayız ve yapmamız gereken bu korkunç teknoloji, dünyamızın her neresinde olursa olsun gitmeliyim dokunmalıyım ve alıp gelmeliyim diye düşünmeliyiz.

20 sene önce 25-ten önce eline kamera, kocaman ve kasetlere kayıt yapan devasa bir kameraydı ve yarım saatten fazla omuzunda kaldığından uzun süre onun ağrısını yaşardım. Oysa şimdi son model bir cep telefonu ile bugünün şartlarında çekmiş olduğumuz kalitenin çok daha ötesini, sadece bir cep telefonuyla bile yakalayabiliyoruz teknoloji kullanacaksınız! Ama mutlaka öncesinde bir amaç edinmelisiniz.

Yaptığımız işlerde yeni teknolojilerle karşılaştığımızda evet bir bocalama yaşıyoruz, kabul ediyorum ama çok kısa süre içeresinde bunu atlatıyoruz ve bunun en büyük avantajdı gözlem gücümüzü kullanmak.

Ben deneysel çalışmayı özellikle genç arkadaşlara da bunu tavsiye ediyorum. Deneysel çalışma bir gözlem gücünü çoklu kullanacaksın, iki deneysel çalışacaksın.

Tabii bunların en başında da mutlaka bir amaç edinmek olmalıdır.

3. Soru: üniversiteli kullandığımız teknolojilerle ilgili bir ders aldınız mı? Aldıysanız derslerin sizin mesleki bir katkısı oldu mu?

3. Cevap: o gün aldığımız derslerin bugün işimize yaramadığını görüyoruz, onlar bir temel oluşturmadı, maalesef. Türkiye’deki eğitim sistemi ne yazık ki arzu edilen noktaya bir türlü ulaşmadı. Öngörüm o ki yakın vakitte de ulaşacağını düşünmüyorum.

Bu yüzden genç arkadaşlarımızın bireysel çalışmaya ihtiyaçları var, kendini sisteme teslim etmeyecekler. Kendini okula teslim etmeyecekler. Kendini müfredata teslim etmeyecekler araştıracaklar öğrenecekler. Bizzat dokunacaklar yani çok basit bir soru sorayım ben şimdi sana herhangi bir yerde herhangi bir elyazması bir eser gördün mü?

Ben en azından binin üzerinde Farsça, Arapça, Osmanlıca eski Türkçe yani binin üzerinde eser görmüşümdür. Bizzat dokundum ve incelemeye çalıştım.  El yazması eser görmeyen bir adamın medya sektöründe ben varım demesi bana çok gülünç geliyor.

Yahut medya sektöründe bende varım iletişim sektöründe bende varım diyen bir arkadaşım 1900’lü yıllarda çekilmiş filmlerden bihaber olması bana çok inandırıcı gelmedi.
Yahut ben kitleleri belirli konularda haberdar etmek istiyorum. İletişimin yazılı olarak kullanmak istiyorum. Misal gazeteci olmak istiyorum diyen arkadaşım, 1009 yıllarda basılmış gazeteleri görmeden, onları okumadan onların kağıdını hissetmeden ben gerçekten gazeteci olacağına inanmıyorum.

 

Neden biliyor musun? Şöyle örnek vereyim: Bugün dinleri anlamak için dinler tarihini bilmek zorundasın eğer bugün biri Müslümanlığı, İslam anlamak istiyorsa Sümerler bilmek zorundadır, Alsuları bilmek zorundadır. Antik Yunan dönemini bilmek zorundadır, yeri gelecek Hinduizm ile tanışacaksınız.

Yeri gelecek Şamanizm ile tanışacaksınız eğer gerçekten iman etmiş olmak istiyorsa, tıpkı bu örnekteki gibi eğer kişi genç arkadaşımız ben medya sektöründe var olmak istiyorum diyorsa bugün eğitimini aldığı noktadan önüne bakamaz. Geçmişi de mutlaka hesaba katmak zorundadır.

Kısacası her eğitimin ufacık dahi olsa, yani kalem ucu kadar dahi olsa alınan her eğitimin mutlaka kişiye katkısı vardır fakat onunla yetinmemek lazım gerektiğini söylüyorum, gelişmek sonu olmayan bir süreç bu yüzden onlarla yetinmemek lazım, bugün almış olduğunuz eğitimlerle yetinmeniz lazım mutlaka katkısı olacaktır size ama bunu merdivenin ilk basamağı olarak değerlendirmelisiniz

4. Soru:  Üniversitede uygulamalı olarak gösterilmesi gerektiğini düşündüğünüz teknoloji kültürü ile ilgili konular önerir misiniz?

4. Cevap:  Ben bu konuyu uzmanlarına bırakmayı tercih ederim. Lakin benim bir önerim olmalı ama burada hayata bakış açınla ilgili bir önerim olacak medya sektörüne bilişim sektöründe var olan öğrencilere mutlaka ama mutlaka verilmesi gereken ders, hayat sokağa çıkmaktır.
İnsanlara dokunacaksın bak hastalandık, toplum olarak hastalandık, teknoloji sayesinde bu hastalığımız maksimum seviyeye ulaştı. Kronik hale geldi artık, toplumda herkes hasta kimsenin kimseye karşı bir merhametin kalmadı deme noktasına ulaştık.
Gençler, sokağa çıkacaklar öğrenciler sokağa çıkacaklar hayata dokunacaklar insana dokunacaklar korkmayacaklar sosyal olmaları gerekiyor. Gerekirse Üsküdar meydana gideceksin, saatlerce günlerce otobüslerinden insanları seyredeceksin, seyyar satıcılara bakacaksın, aralarındaki alışverişe bakacaksın, hayata dokunmak istiyor musun? kitlelere ulaşmak istiyor musun? kitleleri medya ile yönlendirmek istiyor musun?  O zaman hayata dokunmak zorundasın.
Aksi halde hayattan kopuk insandan kopuk bir noktaya gelirsin.

Bak sana çok ilginç bir örnek daha vermiş olayım.
Sağlıksız bir medya diye bir gerçek var değil mi Türkiye de?
insanlar saat dokuz da televizyonların başına geçiyorlar gece on ikiye kadar bire kadar anlamsız bir program seyrediyorlar ve aileler bunu yapıyor. Anne baba, çocuk efenim dede, babaanne neyse artık ev ahalisi birbiriyle iletişim kurmaksızın bir ekrana bakarak ekranda çıkan şarkı söyleyen arkasında önünde birbiriyle dalaşan, ortada insana dair insanın gelişine dair hiçbir katkısı olmayan bir programı seyrediyorlar sonra herkes yatıyor. Uyuyor ve sabah işlerine gidiyorlar peki sen bu adamı başarılıdır diyebilir misin?
Başarılı değildirler çünkü: Türkler de uçabilir kitabımın ana konusu da budur başarı asla parayla ölçülemez.

Benim çok param var, öyle bir imaj oluşturdum diye öyle bir gerçekliğim var diye beni insanlar başarılı görüyorsa problem var demektir.
Çünkü ben o parayı yanlış işler yaparak adını koymak istemiyorum, uyuşturucu ticaret yaparak kalpazanlık yaparak ihaleye fesat karıştırarak milletin hakkını yiyerek elde etmiş olabilirim ama artık günümüzde insanlar buna odaklanmıyorlar bakıyor, altındaki son model cipi var, muhteşem bir evde oturuyor, yepyeni kıyafetler giyiyor, bitti, başarılıdır diyor.
Uyuşturucu sadece sentetik madde kullanmak değildir, uyuşturucu televizyon kanalıyla yapılır. Uyuşturucu medya araçları ile de bir tek ilacı kanuna aykırı bir sentetik ilacı alıp satmak, bir gence satmak nasıl bir suçsa? televizyon ile de insanları uyuşturmak aynı derecede suç olmalıdır.

5. Soru: üniversiteden mezun olup işe başlıktan sonra yeni bir program veya uygulama kullanmayı öğrenmek durumunda kaldınız mı?

5. Cevap: çok işte diyoruz ya, teknoloji sürekli gelişiyor. Özellikleri, yazılımlar, bilgisayar yazılımı, buna çok fazla ihtiyacımız olan meseleler misal ben eskiden kitaplarımı yazarken hatta ilk kitabımı yazarken tamamen daktilo kullanmıştım.

Parmaklarımın ucu daktilo da çok sertti, parmaklarının ucunun nasırlaşmaya başladığını hatırlarım.
Günlerce saatlerce aylarca daktiloyla yazmıştım, şimdi öyle bir program yapmışlar ki yazıyorsunuz benim nerdeyse hiç müdahale olmaksızın baskıya gündesiniz basılacak noktaya geliyor. Tabi ki bunları kullanmak durumunda kaldık. Ama günümüzde genç arkadaşları görüyorum. Yeni çıkan teknolojiyle ilgili mesela kursa ihtiyaç duyuyorlar.

Yazılım programı için yeni bir kursa gitme ihtiyacı duymuyorlar, mutlaka önemli ihtiyaçları bu bunu yapmalılar ama temelde bilgisayar kullanmayı doğru öğrenirlerse çok daha verimli olabilir.

Bilgisayar kullanmak için artık sosyal medya kullanmak anlamına geliyor bu internet kullanmayın demek değildir.

Temeli doğru oluştururlarsa üzerine ne yazılım, gelirse gelsin, rahatlıkla üstesinden gelirler ben öyle yaptım.

6. Soru: İşinizle ilgili bir kursa veya eğitim katıldınız mı?

6. Cevap: Şükürler olsun ki, eğitimi biz veriyoruz. Fakat bazı konular hakkında öyle eğitim aldım: Deneysel çalışmalar yaptım ve bu çalışmalar sürecinde hem yurtiçinde hem yurtdışından gelen eğitimcilerin vermiş olduğu seminerleri hem de yurt içinde çeşitli üniversitelerin yapmış olduğu çalışmalara kurslara katıldım. Bunları deneysel bir bakış açısıyla yaptım.

Bu kursların ve almış olduğu eğitimleri katkısını ben şöyle gördüm, bunları ifade etmek durumundayım.
Biz nasıl insanlara daha kolay daha özümseyebilecek bir şekilde eğitim verebiliriz onu görmek açısından bu çalışmalara katıldım.

Çünkü medya dediğinizde iletişim dediğimizde sahnede çok sahnede anlatılan bilgilerde çok anlatıcının tarzda çok anlatacağım bedende çok önemli, bu yüzden bütün onları dikkat etmek için çalışmaları halen katılıyoruz.

Arka sıralardan izliyoruz efenim. Sizde davet ederseniz üniversitenize yine arka sıralardan izlemeye devam ederiz.

7. Soru: Hayalinizdeki mesleği mi icra ediyorsunuz?

7. Cevap: Ama evet ama hayır çünkü hayalimdeki meslek insanlarla iç içe olmak ve insana dokunmaktı. Ben insana dokunuyorum. Medya, kameranın önünde olmak insana dokunmamak değildir, aksine adam önce insana sonra kameranın başına geçecektir. Önce insana dokunup sonra kalemi alacak eline, önce insana dokunduktan sonra bir internet sitesi yapacaksın ve yine üstüne basarak söylüyorum ki, önce insana dokunarak anket yapacaksın.

8. Soru: İnsanlara uzmanı olduğunuz bu mesleği tavsiye eder misiniz?

8. Cevap: Aslında bu bizim mesleğimiz, meslekten de öte insanın doğal ihtiyacıdır. Yani iletişim halinde olmak. İnsanlığın var olduğu ilk günlere geri döndüğümüzde, bizi diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliğin iletişim olduğunu unutmamak lazım gelir.

Biz iletişim kurabilen varlıklarız.  Kelimelerimiz var. Aklımızdan geçen düşünceleri kelimelere dökebiliyoruz ve derdimizi karşımızdaki kişiye anlatabiliyoruz. İnsan oğlunun böylesine güçlenmesinin nedenlerinden biriside iletişim ve kelimelerdir. Dolayısıyla mutlaka tavsiye ediyorum. Ama taksiye ettiğim şey bu meslekten ziyade insanlar ne yapıyorsa yapsınlar, insanlarla iç içe olsunlar. Kelimelere sahip olmalıyız.

Artık millet olarak iki yüz kelime ile gününü geçiren varlıklar olarak yaşamaya başladık.

Ben kitaplarımda yirmi altı bin kelime kullandım. Şimdi doğru kelimelere sahipsen, karşı tarafa fikirlerini ve görüşlerini o kadar doğru bir şekilde aktarabilirsin ama buğun aç bakalım bir bahsettiğimiz o programı. Bak bakalım günlük kaç kelime ile konuşuyorlar. Onları bir not et bakalım beş yüz kelimeyi

geçecek mi.

Ben o yüzden genç arkadaşlarımıza kitap okumayı değil sözlük okumalarını tavsiye ediyorum.

Sözlüğü oku çık sokağa, sözlüğü oku çık sokağa. Alışveriş yaparken bile sözlükten öğrendiğiniz kelimeleri kullan.

Hocam bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Sizi üniversitemize de bekler ve bize de bir seminer vermenizi dileriz.

Memnuniyetle seve seve hatta bundan onur duyarım. Böyle bir çalışma olursa kitaplarımdan da hediye etmek isterim.

Arkadaşlara hediye etmek üzere arabanın bagajına kitapları doldurur gelirim.

Mehmet Ali Anafarta Röportajı.