Kişisel Gelişim

Korku, Kaygı ve Strese Kafa Tut!

Korku, Kaygı ve Strese Kafa Tut!

Aklımızın gücü

Nefesimi adım adım yavaşlatırken, derinlerimde küçük ama engellenemez bir sesin, “Ne yapacağım? Artık yalnız mı kaldım? Güvende olduğumdan emin olmamı kim sağlayacak?” diye sorduğunu dikkatimi çekti.

Bu korkulu düşüncelerin, yetişkin bilincimden gelmediğini bilmenizi isterim. Mantık olarak, endişe hissetmemiz için hiç bir neden yoktu. Son yıllarda ebeveynlerimin desteğinden bağımsız yaşamıştım. Fakat aynı zamanda biliyorum ki bu mantık ve akıl yürütme, yaşadığım durumu bir panik atak olarak tanımam için yeterli değil, çünkü bu korkulu düşüncenin sesi daha derin bir yerden geliyor. Bilinç altımızdan. İlerleyen süreçlerde bilinçaltı ve özelliklerinden söz edeceğim.

Vücudumuzun her bir hücresi bir zekaya ve gelişmek, uyum sağlamak, iyileştirmek için bizim bütünüyle kavrayabileceğimizden çok fazla bir düzeyde sınırsız bir potansiyele sahiptir.

Bilinçaltımız konuşuyor

Vücudumuz hassas bir büyüme, iyileştirme ve ölüm dengesindeki trilyonlarca hücreyi korumada gerçekten ustadır ve tüm hücrelerimizi yöneten ve aralarında bağlantı kuran bir düzenleyici bilincin olduğunu belirtiyor.

Dipnot; Genelde, duyguları, bilinçaltımızın bizimle iletişim kurmaya çalıştığını anlamak yerine, korku ve kaygı gibi “olumsuz” olarak algıladığımız, kusurlar ve zayıflıklar gibi üstesinden gelmemiz, yönetmemiz gereken duygular olarak yorumlarız. Sonuç olarak “olumsuz” duygular yeterli düzeyde belirlenmediği için bilinçaltımızda birikerek çoğalır ve sonunda daha büyük bir duygusal ve ruhsal zorluklara neden olur. Başka bir deyişle, bilincimizi bir rehber olarak kullanmayı ve onunla birlikte çalışmaya bir kenara bırakın, gerçek problem olan bilinçaltımızı nasıl dinleyeceğimizi ya da onu duygularımızla nasıl ilişkili hale getireceğimizi bilmiyoruz.

Kullanmak için öğreneceğiniz araçlar ve süreçlerden daha da önemlisi, kendinizi ve kullanılmayan potansiyelinizdeki keşfettikleriniz olacak. Bu potansiyeli kuşanmak, korku ve kaygı gibi güçlükleri bastırmakla ilgili değil, bu duyguları daha büyük güvene, özdeğere ve noksansızlığa önderlik eden güçlü müttefiklere, habercilere ve iyileştirici unsurlara dönüştürmekle ilgilidir. Daha öncede bahsettiğim gibi gerçek iyileştirici içinizdedir.

Çaresiz değilsiniz çare sizsiniz. Mustafa Kemal Atatürk

Kaygıların sen değilsin

Mark Twain, “Hayatımda pek çok facia yaşadım, çoğu asla gerçekleşmemiş şeylerdi.” demiştir. Bu bizim, kedileri hırsızlara ve bir mide bulantısını kansere dönüştüren aktif hayal gücümüzdür. Eğer insanların kaygılarının çok az bir kısmı gerçekleşseydi, dünya uzun zaman önce yok olurdu.

Korku ve anksiyete vücudumuzda depolanır depolanmaz, kronik ağrılar, yüksek kan basıncı, kalp krizi ve bağışıklık bozuklukları gibi ciddi fiziksel problemlere neden olabilir. Bu fiziksel sorunlar bir tür “uyan çağrısı” olarak değerlendirilmelidir; Bilinçaltından gelen mesaj bize çözülmemiş duygusal sorunları belirlemenin zamanının geldiği yönünde bilgilendirir.

Bilinçaltı, vücudu sadece pratik bir depolama yeri ya da iletişim aracı olarak kullanmakla kalmaz. Aynı zamanda vücudun trilyonlarca hücresini denetliyor ve koordine ediyor, dolayısıyla hücreler sorunsuz bir şekilde bir arada çalışıyor ve hızla değişen koşullara bilinçli olarak uyum sağlıyor.

“Gergin bir insanım.” ve ” Yeterince iyi değilim.” en yaygın korku ve anksiyeteye sürükleyen iki sınırlayıcı inançlardır. Diğer sınırlayıcı inançlar gibi bunlar, kendinizi ve dünyayı dar bir bakış açısıyla görmenize neden olur.

Anksiyete ve güvensizlik, kimliğinizin ve gerçeklikliği algılama şeklinizin temelleri olur. Sınırlayıcı bir inancı ortadan kaldırmak için eski kimliğinizle olan bağlarınızı serbest bırakmanız gerekir.

Yeterince iyi olmadığınız ya da değişime karşı yeteneğiniz olmadığınız duygusuna sığınmak size güvenli ve tanıdık gelebilir. Fakat gerçek olan şu ki, bu inançların sizin kim olduğunuz fikrine yatırım yaptığınız sürece iç temelleriniz çok kırılgan kalır ve dünyanızın büyüklüğünü sınırlandırırsınız.

Harika bir sufi ve din öğretmeni olan Bhagwan Shree Rajneesh, “Korkuyla karşılaştığınızda, sadece bir kenara oturun ve ona bakın ve ‘Ben korku değilim.’ diyerek farkı görün. Bu şekilde hızlıca korkunun kökünü yakalarsınız. Korkuyla artık beslenmezsiniz. Bu duyguları, onlarla kendinizi özdeşleştirdiğiniz zaman besliyorsunuz.” diye yazmıştır.

Odaklanılan kaygı

odaklandığımız şeyi abartıyoruz. Yeteneksiz ve güvensiz olduğumuzu inandığımızda ya da dünyanın korkunç, düşmanca bir yer olduğunu düşündüşümüzde bilinçaltımızla bu sınırlayıcı fikirleri destekleyecek kanıt ararız. Çoğumuz problemlerimize odaklanırken kendimize elimizdekinin yerine, ne istediğimizi ve isteğimize ulaşmayı nasıl başaracağımızı sorarken olduğundan daha çok enerji ve zaman harcarız. Bu şekilde aklımıza yeni bir hedeflerle desteklemeyiz ve vaat edici motivasyonun çekici gücünden yararlanamaz ve onu harekete geçiremeyiz.

Hedefleri bilinçli bir şekilde istemeli ve bilinçaltınız aradığınız şeye sahip olmak için yorgunluk nedir bilmeden çalışması için koşullamalısınız. “Ben ne istiyorum?” Sorusunu sorun ve pozitif olacak şekilde cevaplayın.

“Huzursuzluktan kurtulmak istiyorum.” değilde “Huzurlu olmak istiyorum.” şeklinde seçimlerinizi yapın.

Nedenlerinizin sadece doğal olarak mantıklı ve makul olması değil, aynı zamanda sizin için güçlü duygusal tepkiler ortaya çıkarmalıdır. En iyi düşünceler sadece bizin için önemliyse, önemlidir.

Öz-Darbeleyici konuşma

Muhtemelen iyi bildiğiniz gibi, iç konuşma doğası gereği oldukça yargılayıcı olabilir. Kendinizden şüphe duyar ve kendinizi eleştirirsiniz, diğer insanların hanği açıklarınızı ve hatalarınızı keşfedeceğini merak edersiniz. Şimdi dürüst olalım: Ne sıklıkla kendinize karşı aptal, şişman, çirkin, beceriksiz diyerek kaba davranıyorsunuz? Ne sıklıkla başkalarının canını acıtacağı, sizi hayatından çıkaracağı ya da sizi yumruklayabileceği için başkalarına söylemekten çekindiğiniz gurur kırıcı sözleri kendinize söylediniz? Ne sıklıkla başkalarına saygı ve itibar gösterirken kendinize saygısızlık gösterdiniz ve küçümsediniz?

Kendinize karşı bu kadar kaba ve gaddar olmayın çünkü herkes gider siz kalırsınız.

Unutma! İnsan yalnız doğar, yalnız ölür.

“Dargınlık kendiniz zehir yutup, darıldığınız insanın ölmesini beklemek gibidir.” sözünün üzerinde düşünmekte fayda var. çünkü Başkalarını yargılamak, olumsuz iç konuşma sayılabilmesi için öfkeye yönlendirmesi şart değildir. Başkalarını bilinçaltımızda karşılaştırarak, dedikodusunu yaparak, kıskanarak o konuda iyi olmayız. O yüzden doğru olan olabildiğince olaydan dersi alıp yolumuza bakmaktır.

Bilinçaltı bildirisini duyun ve ona tiksintiyle bakmayın. Onun dertlerini dinleyin ve yalnız olmadığını ona hissettirin ayrıca “Sakin ve kendime güveniyor olacağım.” değil “Şimdi sakinim ve kendime güveniyorum.” olacak. Geçmiş veya gelecek zaman değil şimdiki zamanı kullanın ve beyninizi bu şekilde şimdiye koşullayın.

En kötüsü de ruhundaki ağrılar bedenine vurduğunda, ruhunu dinlenmeye başlamandır. Celal Yavuz

Taktir etme ve etkileri

Taktir etme sadece kibar bir jest değildir, bu başkaları için yaptığımız bir şey için ödüllendirme ya da armağandır. Sizin her zaman uygun olmanızı bekleyen biriyle ve sizi imtiyaz olarak gören biriyle çalıştığınızı düşünün. Sizi taktir etmek yerine patronunuz ya çabalarınızı eleştiriyor ya da sizi tamamen görmezden geliyor. Angarya gibi bir iş değil mi? Peki biz de kendimize genelde bu şekilde davranmıyor muyuz?

Zaten bildiğimiz gibi bilinçaltımız birçok şekilde sadık bir hizmetçi gibi hareket eder daima bilinç kılavuzluğumuzu takip eder, bizi korumaya ve memnun etmeye isteklidir. Doğal olarak bilinçaltı takdir edici bir geribildirimle çabalar, oysa sürekli eleştiricilik ve olumsuz girdi onun bilincimizin otoritesinden moreli bozulmuş ve rahatsız olmuş hissetmesine öncülük eder.

Her hayvan eğitimcisi küçük ikramlarla olumlu güçlendirme bir hayvana yeni beceriler kazandırmanın en iyi yolu olduğunu bilir. NE yazık ki çoğumuz öz- takdiri yüksek oranda gelişmemiş bir beceridir. Hayatımızın ilk yıllarda “Gösteriş yapma,” “Kendini bir şey sanma.” ya da “Gururlanmak başarısızlıktan daha kötüdür.” gibi iyi niyetli mesajlar bizi kendimizi övmemizi kibar, rehavet ve sonuç olarak da reddedilme ve başarısızlığa öncülük ettiğini inandırır. Genel olarak diğerlerinin düşüncelerini kendi düşüncelerimizden daha çok stokluyoruz ve öztakdir tamamen bir zaman israfı olarak görünüyor buda bizim kendimize olan değerimizi düşürüyor. O yüzden zaman zaman kendimizi taktir edelim ve özsaygımızı arttıralım.

Suçluluk duygusu

Suçluluk, olumsuz duyguların en tehlikeli olanlarından biridir. Suçluluğun kullanılmasının iki sebebi var. Birincisi cezalandırmak, ikincisi kontrol etmektir. Eğer karşınızdakine suçluluk hissettirebilirseniz, bir balığın oltaya takılması gibi tepki verir. Suçluluk duygusu yaptırım bakımından en güçlü duygulardan olmakla beraber eğer kişi kendisini suçluyorsa bundan vazgeçmesi gerekir. Çünkü bu kronik rahatsızlıklara kadar ilerleyebilir.

Başka insanları suçlayan kişiler çoğunlukla kendini kurban rolüne sokar. Çünkü kurban rolü insanları rahatlatır ve sorumluluklarından azat eder. Kurban rolüne büründüğümüzde zayıf yönlerimizle yüzleşip değişmemiz ve kendimizi geliştirmemizi engeller. Bu arada kurban rolünde bulunan kişinin en sık kullandığı kelime “Denerim” dir. Denerim denilen hiç bir iş tamamlanamaz.

Eğer intikam peşindeyseniz iki mezar kazın

Birçok insan yaşadıkları olumsuz olayları ve kırgınlıkları bütün hayatları boyunca beraberinde taşır. Bazılarımız, daha önce yaşanmış bir olaydan dolayı yıllarca mutsuzluk yaşadık. Bu, kimi zaman batan bir iş, kimi zaman verdiğimiz bir karar ya da yürümeyen bir beraberlik oldu.

Kin ve kızgınlık, geleceğinizi şekillendirmek için gereken enerjinizi, umut ve istediğinizi bir kara delik gibi yutar. Eğer duygularımızı ve bizi ait olan sorumluluğu kabullenip bağışlarsak, o negatif çöplüğün zihnimizde birikmesine izin veremeyiz.

Affetmenin ne olduğunu yalnız cesurlar bilir. Korkakların tabiatında af diye bir şey yoktur. ~Laurence Sterne

Affetmek, geçmişi değiştirmez, ama geleceğin önünü açar.

Hedefler

Bütün enerjinizi, zihninizi ve yeteneklerinizi odaklayacağınız net hedeflerinizin olması gerekir. Sizi hedeflerinize götürecek o detaylı planları aşama aşama gerçekleştirmelisiniz. Bir işe başlamadan önce bütün koşulları düşünün her şeyi düşünün. Olumlu, olumsuz,maddi, manevi ve gücünüzü tartın. Sonunda bunu yapabileceğinize inanıyorsanız; isteyin, inanın ve istediğiniz şeyin hayalini kurun ve o hayali kurduğunuzda mutlu olun. Her şeyi düşünüp işe başladıktan sonra inanın ve bütün konsantrenizi yaptığınız işe verin ve inancınızı kırmadan kararlı şekilde yolunuza devam edin. Kaybetme ve korku hislerini aklınızı getirmeyin.

Uyku

İyi bir kahkaha ve uzun bir uyku, doktorun kitabındaki en iyi tedavilerdir. –İrlanda Atasözü

Yatağa, güne başlamak istediğiniz gibi girin. Eğer gergin, endişeli ve karamsar bir haldeyken uyursanız, gece boyunca bilinçaltınız bu duygular üzerinde çalışır, olabilecekler üzerinde durur ve birbirinden yaratıcı senaryolar geliştirir. Sabah kalktığınızda ise kendinizi daha gergin, daha endişeli ve daha karamsar hissedersiniz. Başarısızlıklarınızı yatağa getirmeyin. Yatağa bir kral gibi girin. Sabah ise, güne tekrar kral olarak başlayacaksınız.

Biliyorum, o gün her şey istediğiniz gibi gitmemiş olabilir. pişmanlık duyduğunuz şeyler yaptınız, canınızı sıkan şeyler oldu fakat hepsi geride kaldı. Siz elinizden gelenin en iyisini yaptınız o yüzden uykuya dalmadan önce kendinizle barışın.

Yeterince uyuyup da sabah yorgun kalkılmasının bir diğer nedeni de yatmaya yakın yemek yenmiş olunmasıdır.

Yatmadan önceki üç saat içresinde yemek yemeyin. Aksi taktir vücut siz uyurken sindirime büyük bir enerji harcar ve buda sizin sağlıklı şekilde dinlenmenizi engeller. Büyüklerimizin de dediği gibi “Erken yatın, erken kalkın.”

Bu makalede Stres, kendine güven, mücadele ruhu kitabından-Korku ve kaygı çözümleri Kitaplarından alıntılar yer almaktadır.

Korku, Kaygı ve Strese Kafa Tut!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir