Hibrit Tohum Nasıl Ortaya Çıktı

Hibrit Tohum Nasıl Ortaya Çıktı? Tohum Teknolojisi

Hibrit Tohum Nasıl Ortaya Çıktı? Tohum Teknolojisi yazımızda hibrit tohumların ülkemize ilk gelişini, hibrit tohumların ortaya çıkışını, hibrit ve GDO teknolojisine karşı çıkanları, insanların tohum çeşitlerini azaltmasını ve toprağın gübresiz ve ilaçsız artık ürün vermemesini yazdık.

Hibrit Tohum Ülkemize Nereden Geldi?

Alanya’da yıllardır tarımla meşgul olan Yaşar Bayırlı, hibrit tohumların Türkiye’ye gelişini şöyle anlatıyor: “Türkiye’ye hibrit tohumların girişi 1980’li yıllarda oldu. O zamanlarda bu tohumlar Kıbrıs üzerinden kaçak olarak geliyordu Türkiye’ye. İsrail, Hollanda ve farklı ülkelerden getiriliyordu.” 1980’li yıllarda ülkemize giren hibrit tohumu çiftçinin ekim ve dikim uygulamalarını değiştirdi.

Hibrit Tohum Nasıl Ortaya Çıktı?

Bitkilerin yaratılışı, onları gen transferine uygun bir hale getirmiştir. Bir tohumdan diğerine gen transferi yaptığınızda, bu işlemi her tekrar edişinizde, çıkan bitkiler birbirine benzemeye başlıyor. En sonunda ise bu bitkilerin hepsi birbirinin aynı oluyor. Mesela, iki domatesi bir araya getirdiğiniz zaman, iki domates çeşidinin en üstün özellikleri, onlardan çıkan yeni tohumda birleşiyor.

Yılların tecrübesi ve bilgisiyle bugüne gelen hibrit tohumdaki melezlenme işlemi, doğada bitkilerin arasında doğal olarak gerçekleşebilmektedir. Bu durum ilk defa mısırlarda görülmüştür. Birbirine yakın olan iki mısır türü tozlanıyor, melezleniyor ve ortaya farklı bir tür mısır çıkıyor. Bunu gören bilim insanları da hibrit teknolojisini geliştiriyor.

Hibrit tohumları, bütün ürünlerde bulamazsınız. Mesela, fasulye ve buğdayın hibritini yapmak çok zordur. Çünkü çiçek yapıları ve biyolojileri buna müsaade etmemektedir. Domates veya biberin hibrit tohumu üretileceği zaman, tohumun hem sağlıklı hem de üreticiye para kazandırması gerekiyor.

Islahçıların, üstün özellikleri bir araya getirmesi çok zor bir işlemdir. Mesela, domates özelinde hastalık dayanıklılıkları genelde yabani domateslerde bulunmuştur. Domatesin anavatanı Güney Amerika’dır ve hala bu bölgedeki dağlarda yabani domateslerin yeni genleri bulunmaktadır. Islahçılar, bulunan bu malzemeyi, insanların kullanabileceği hale getiriyor.

Yerli Tohum Üretiminin Önemi

Hibrit ve GDO İşlemine Karşı Çıkanların Kendilerince Haklı Dayanakları Var

Tohum endüstrisi açlığa davetiye çıkarıyor

Tohum endüstrisine hem hibrit hem de GDO noktasında karşı çıkan birçok insan ve bunun gerekli sebeplerini içeren çalışmalar bulunmaktadır. Karşı çıkanların düşünceleri; bulundukları iklime, toprağa, coğrafyaya, binlerce yılda uyum sağlamış güçlü, dayanıklı ve daha besleyici tohumlar yerine tek tip hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlı kalmak, açlığa ve vitaminsizliğe neden olur.

Hibrit ve laboratuvar ortamında üretilen GDO’lu tohumlar, doğadaki gen kaynağı olan yerli/yabani ırklarla tozlanabiliyor. Bu şekilde biyolojik çeşitliliği ve ekosistemi tehdit ediyorlar. Son yıllarda GDO’lu tohumlarla ilgili 57 ülkede 216 bulaşma vakası tespit edilmiş. İnsan sağlığı ve ekosistem üzerindeki tesirleri iyice araştırılmadan kullanıma sunulan GDO’lu tohumlarla dünya ve insanlar bir denek olarak kullanılmaktadır.

Besin değerlerindeki erozyon kabul edilemez

Çin’de 1949 yılında 10 bin çeşit buğday varmış ve 20 yıl sonrası bu sayı 1000 civarına inmiş. ABD’de lahana çeşitlerinin %95’i, mısır çeşitlerinin %91’i, bezelye çeşitlerinin %94’ü ve domates çeşitlerinin %81’i kaybolmuştur. İşin daha vahimi ise; yapılan çalışmalara göre, son yüzyılda dünya biyolojik çeşitliliğinin yaklaşık %75’i kaybolmuştur. Tayland’da 1990’da sadece dört çeltik çeşidi, ekilmiş alanların yarısını kaplamıştır. Bir yıl sonra direnç kazanan bir kahverengi çekirge, biyoçeşitliliğini kaybeden Tayland pirinç alanlarını tahrip etmiş ve 400 milyon dolar değerindeki ürünü yok etmiştir.

Ihlamur Ağacının Faydası

Tohum Teknolojisindeki Gelişmeler İlaç ve Gübre Kullanımını Ortadan Kaldırır mı?

Böyle bir durumu şuan uzmanlar dahi söyleyemiyor. Çünkü dünyada tarım yapılan yerlerin neredeyse tamamında yoğun bir şekilde tarım yapılmaktadır. Bu duruma insan nüfusunun aşırı artması ve tarım arazilerinin başka amaçlar için kullanılması neden olmuştur. Eskinden tarım alanları dinlenmesi için nadasa bırakılırdı, şimdilerde böyle bir uygulamada yok. Böyle bir durumda ise toprak besleyiciliğini kaybediyor. Besleyici özelliği desteklemek için gübre kullanmazsanız ürün yetişmiyor. Ayrıca dünya genelinde ortalama sıcaklığın yükselmesi ve bunun da böcek popülasyonunu artıracağı öngörülüyor. Böcekle mücadele etmenin de ilaçsız bir yolu henüz bulunmuş değil. Diyelim ki Avrupa’da ülkeler birlikte hareket ederek ilaçlama yapıyorlar ve böceklerin bir kısmı kaçıyor. Kaçan böcekler bu durumda ilaçlanmayan yerlere hücum ediyorlar.

Tarlalar ilaçlı ve ilaçlı tarlaların üzerine yine ilaç atılıyor. Bu noktada ıslahçılara büyük iş düşüyor. Devasız dert vermemiş Hazreti Allah. Yeni araştırmalarla ve bulgularla, ilerleyen yıllarda tohum ıslahıyla birlikte bitkinin hastalıklara karşı olan özellikleri vs. bitkinin genlerine aktarılabilir.

Ayrıca günümüzde gelişen teknolojiler de geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. Mesela, “Crıspr” adı verilen teknolojiyle, tohumu üstün hale getirmek için gen aktarımı yapmak yerine, bitkiyi hasta eden veya verimini düşüren genler tespit edilip tohumun yapısından çıkarılıyor. Tohum o gen parçasını sağlam genleri ile onararak gelişmesine devam ediyor. Yani tohuma dışarıdan hiçbir ekleme yapılmadan mükemmel hale getirmeye çalışılıyor. Ne GDO gibi gen aktarımına gerek kalıyor, ne de ilaç atmaya eskisi kadar çok ihtiyaç duyuluyor. Bu çözümün yıllar alacağı bir gerçektir. Mutlaka bir çözüm bulunacaktır, eğer amaç çözüm bulmaksa tabii ki. Çözüm bulununcaya kadar sıkıntıyı herkes çekecek.

Yeşil Devrim İle Tohum

Ne Vadettiler, Ne Oldu?

Eskiden domatesin, salatalığın ve diğer sebze ve meyvelerin gerçek anlamda tadı ve kokusu vardı. Ama bunların üretimi çok fazla değildi ve insanların nüfusu hızla arttığı için ihtiyaçları karşılayamıyorlardı. Bunu gören sözümüz ona “sivri akıllılar” bir çözüm aradılar. Amaçları üretimi artırmak ve insanları açlıktan kurtarmaktı. İşe tohumla başladılar. “Yeşil Devrim” diyerek, tohum çeşitliliğini azalttılar. Bunu bilinçli veya bilinçsiz yapmış olsalar da, sonuç değişmedi. Bu kişiler sözde insanları açlıktan kurtaracaklardı. Dünyada hala milyarlarca insan açlıkla mücadele ediyor. Açlık bitmedi ama tohum çeşitliliği azaldı.

Galiba çeşitlerin azalması, tohum teknolojisinde belirli tohumlara yoğunlaşma, tarlaların gübre ve ilaç olmadan ürün vermez hale gelmesi, çiftçileri tohum endüstrisinin eline bıraktı.

Hibrit Tohum Nasıl Ortaya Çıktı? Tohum Teknolojisi-İnsan ve Hayat Dergisi‘nden yardım alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.